Feeds:
Yazılar
Yorumlar

hoşçakal

burası iyiydi. benimsemiştim. ama pek bir kuytuymuş öyle dedi dostum. taşınmak lazımmış günyüzüne.. peki öyleyse taşınalım. burası böyle kalsın. bilmiyorum tekrar gelir miyim yazar mıyım. en iyisi şimdilik hoşçakal dostum..

http://betulozdemir90.blogspot.com/ ‘da görüşmek üzere.

sızlayan yara olarak gitar..

bir sevgi pörtlemesiyle yazıyorum. çünkü biricik bir insan yazmam gerektiğini söyledi. seni seviyorum biricikim. muckss.. mevzu bahis olacak konumuz bu akşam naçizane bendenizin yüreğinde sızlayan bir yaradır. efendim çok fazla uzatmadan mevzuuya gireceğim.

benim bir ev arkadaşım var efendiler. şimdi değil ama ben ona eski ev arkadaşım demeye utanıyorum. o benim her zaman ev arkadaşım olarak kalıcak. güzel insan.. ahh. özledim. :( evet. o insan ara tatilin bitimine yakın gitar kursuna kayıt açılmış diye haber verdi. ben de bi ilgi öbeği oluştu tabi. ne de olsa müzüğü severim. hemi de gitarlan yapılırsa. işte koştura koştura bi heycan bi sevinç başladım kursa. hayatımın dönüm noktalarından biri oldu bu. harika bir hocayla tanıştım. ona harika kelimesi hafif de kaçıyor olabilir. duruşu, sesi, kültürü, bilgisi, insana yaklaşımı, sabrı, mütevaziliği… her şeyiyle insanı büyüleyen bir varlık. allah sizi inandırsın, eğer hala gitara devam etmek istiyorsam sırf o hocanın sohbetinde bulunmak için. sırf onla biraz daha aydınlanmak için. yoksa benim asıl istediğim yan flüt. çocukluk hayalimin ölene kadar hayal kalmasını istemiyorum. ama yine de erteliycem. öyle bir gitar çalışı var ki anlatamam. ondan iyisini dinlemedim desem bence yalan olmaz. kendisinin götürdüğü bir gitar konserine gitmiştik. çok sıkıldım. çekmedi. ama hocamın derste çaldıkları o kadar  büyülüyor ki insanı. o an asla tahmin edemem yüz ifademi. gitarımı kucağıma alıp yanağımı yaslıyorumdur muhtemelen ve ağzım açık dinliyorumdur. o derece güzel çalıyor. üstelik üniversiteden sonra ciddi anlamda başlamış çalmaya. ve şu anda geldiği nokta inanılmaz.

gitardan çok beklentilerim yok açıkçası. akorları biliyim. bi şarkıyı duyduğumda ezgisini akorunu arpejini çıkartabileyim. ve kendi bestemi yapabileyim yeter. :D küçümsemiş gibi duruyorum değil mi? ama öyle daha ne isteyim. aslında başlarken ki heycanım ve hırsım olsa kısa zamanda başarabilirim bunu. belki.. ama her işte olduğu gibi giderek sönüyorum. bu sefer böyle olmasın ne olur. işte yazımın sebebi bu aslında. kendimi motive etmeye çalışıyorum. az zamanım kaldı ve ben diğerlerine yetişmeliyim bu arada. oof! :/

vakit kaybetmemem lazım dostum. sım sıkı kucaklıyorum seni. hep benimle kal :)

ve zaten hep kendime kızıyorum. bak yine yazmamam gerekiyor dostum. kendimi küçük düşürmüş gibi hissediyorum. saçma sapan hadiseleri kafama taktığım için. ama çok kızgınım. şu sıralar hep öyleyim. yakında belki sana müjdeli haberlerim olucak ama umutlanmayalım. gülbeyazı izlemişindir dostum. hayatımın aşk konulu dizisidir. onu izledikten sonra hep istediğim nefret temelli bi aşktı biliyor musun? hani baktığında o iki insan birbirini sevmiyormuş gibi. öyle istedim evet. ama bazen yaşadıklarım bu duamın kabülü mü yoksa baş belası mı ayırt edemiyorum. insanları kaybetme korkum da bu yüzden. ya o doğru insansa. ya kaçırdığımda tekrar bulamazsam..karşımdakinin ne düşündüğünü bilmiyor oluşum, bi sn. sonrasını tahmin edemem de çok can sıkıcı. kızgınlığım belki bu yüzden. ama doğru insanı bi gün bulucağıma eminim. belki onu gördüm bile. belki aynı otobüste sıkıldık. belki aynı vapurda denize baktık. belki aynı trende uyuduk. belki aynı kuyrukta bekledik. belki onu tanıyorum. belki hiç görmedim. belki farklı bi ırktan. ayrı dilleri konuşuyoruz belki. ne olursa olsun onu bulana kadar çok acı çekicem. çok defa insanların arkasından bakıcam ve gidişlerini seyredicem. acı çektiren iyidir. ama arada bir gülümsese, sırtımı sıvazlayıp geçicek dese olmaz mı? ondan sonra ne bk yerse yesin afedersin. ama dengelesin lütfen. azıcık belli etsin.. hı olmaz mı? çok çaresiz gibi duruyorum dostum. ama beni görsen öyle demezdin. evet bu duruşumdan hiç belli olmuyor. bilmiyorum ya da ben öyle zannediyorum. her neyse öyle işte..

yazmiycaktım oysa ki. iftar saati anneme kızdığımda da yazasım gelmişti. ama tuttum kendimi. şimdi hiç kasmıyorum. neyi saklamaya çalışıyorum ki sanki. insanları gözümde büyüttüğüm için başıma geliyor bunlar. annemi büyütmüyorum gerçi. herneyse kızgınım işte. kaybeden ben değilim ama.. aması yok!!

dip ses: unutamıyorsun!

belki de gerçekten yoktur senden iyisi. belki de pabucumun rakçısı derken hiç kimsenin anlayamayacağı bi özlem vardır sesimde. onu artık yenisi düşünsün derken de bi öfkeyi yutkunuyorumdur. az daha ağlıyordum demesem belki de ağlicaktım sayende. ayran gönüllü olmam güzel değil. ama şimdi  acaba ayran gönüllü değil miyim diye şüpheye bile düştüm. kimse yok çünkü. kahkahalarımla hafızamdaki suretini bastıramıyorum. sorduğum sorunun cevabını merakla beklediğim kimse yok. derdini dinleyip dertlendiğim kimse yok. uyursam geçer biliyorum. kalktığımda yine küçümser bi edayla pabucumun rakçısı. banane ondan diyebilirim. daha gencim etrafta kimbilir kimler var diye umutlana da bilirim. nasip değilmiş diye tevekkül de edebilirim. ama ışıklar sönüp yalnızca kendi sesimi duyduğumda hep başa dönücem. evet senden iyisi yok meleğim dicem. bahtıma tükürücem nitekim. ve rüyamda seni göreyim diye binlerce dua edip gözlerimi uykuya teslim edicem.

kaçak- ölünür de

ikindide uyanınca insan sabah ezanı okunmuş da olsa ki sabah ezanının bende ayrı bi uyutucu etkisi vardır yine de uyuyamadım. güle konuşa geçen sahurdan sora biricik yeğenlerim ve ilkokuldan beri sevgiyle kucakladığım arkadaşımla beraber. işte ezan mezan bi yarım saat daha takıldık bunlar uyudu tabi. kimse senin gibi ikindide kalkmıo hanfendi de diyebilirsin sevgili dostum. anlayışla karşılıyorum. neyse benim gözler faltaşı. dedim bisikletime bineyim. hemen atladığım gibi ver elini sahil.

benim bi dedem var. 100 yaşlarında falan. dün iftardan sonra büyük ablam geldi bize. e heralde size gelicek nereye gelicek diye hiddetlenme hemen. ablacığım evli koca koca çocukları var ve evet ben bir teyzeyim :A neyse ablam geldi deden(m)le bi konuş ilgilen bak senden bahsediyo “betül de okuyo maşallah” diye seviniyo adamcağız… bişeyler bişeyler. dedim abla iyi diyosun da dedemin kulakları duymaz. beni gördüğünde hatice ablamla karıştırır. aa hatice sen misin yapar. ben ona bağıra çağıra betül olduğumu anlatana kadar bütün pendik beni tanımış olur. neyse böyle cevap versem de aslında ben de içten içe üzülüyorum hep. hani böyle çarşıda pazarda ya da mahallede görüyorum aaa dedecim diye atlamıyorum boynuna yüzüne bakıp gülümsemiyorum bile. o ortamda biri bilse onla benim dede torun olduğumuzu beni çok ayıplar. ama dedem kendi halindedir. hiç onla öpmeli koklamalı bi diyaloğumuz olmadı. marjinaldir biraz. ama seviyorum bana harçlık vermese de :P bi de geceleri o da uyumaz hep elinde baston bahçede dolanır durur. dedemle ortak yönümüz olduğu için buruk bi mutluluk oluyor. ama o gündüz de gezer ne zaman uyur bilmiyorum. neyse bak nasıl bağliycam gör. şimdi ben bisikleti aldım bahçeden çıkartıcam, arkadan dedemin baston sesi geliyor. baston dediysem tık tık değil böyle metalin betona vurması gibi şık şık. baston nası bişeydi incelemedim hiç. neyse böyle belli aralıklarla ritmik bi şekilde gelen şık şık sesi ben kapıdan çıkmak üzereyken kesildi. kapıyı açtım bisikleti çıkarttım kapıyı örttüm ve nihayet bana şaşkın şaşkın bakan dedeme büyük bi gülümsemeyle el salladım. o da bana başıyla eyvallah dedi. eneeğğğm. o an çok mutlu oldum. çok duygulandım. bi da hep gülümsiycem ona konuşmasam da beni tanımasa da.. seni çook seviyorum dedem. oyyy. :)

işte böyle manevi duygularla sahile indim sokaklar falan bomboş yarım bi aydınlık var. çok özgür hissettim kendimi. ama yusuf yusuf da olmadım değil uyanık adamlar gördükçe. çok komik bişey gördüm anlatiyim. sahilde çardaklar var. bi tane çardakta iki adam peşpeşe yatmışlar. ikisi de koyu saçlı aynı kilo ve boylarda açık renk gömlek ve koyu renk kot pantalon giymişler. ve ikiside ellerini yastık yapıp kıçlarını dönmüşler. komik bi manzaraydı :D şaşakaldım böyle noluyo lan diye:D

kargalarla ilgili değişik bi şey öğrendim. sahur vaktini beklerken konuşuyor idik. (sahilde karga görünce anlatasım geldi) kargalar direk göze saldırırlarmış. laf tabi besle kargayı oysun gözünüye geldi. annem dönüp demesin mi “sen de bizim gözümüz oyuyorsun değil mi?” ne kadar yanlış. bi anne bunu der mi. ama dedi işte ben de heman “beslediğine o kadar eminsin yani?” dedim tabi burda mecazi bi beslemek tabiri var. yoksa cılız biri değilim gayet semiz ve dolgun bir yapım var :D neyse gerçi onda bu kinayemi anliicak kapasiteyi görmüyorum ama olsun. sora laf karganın gaklamasına geldi. şimdi efendim övünmek gibi olmasın ama benim anacağım dini bütün bi insandır.( acaba benim çocuğum da benim için böyle diyebilecek mi diye iç geçirdim bir an) böyle konuşurken dini mesajlar vermeyi ihmal etmez. hadi bak karganın gak demesiyle hak dediğini çıkartabiliriz ama benim ileri zekalı annem “kalk”ı da düşünmüş. ve tabi sivri zekalı ve ortak genlerimiz olmasından her zamn gurur duyduğum yeğenim lafı koydu. “iyi de anane karganın türkçe konuştuğunu nerden biliyorsun” ahahahaha bir mutlu oldum bir göysüm gabardı :D:D( bu cümleyi yahşi batıdaki şerifin sesiyle hayal edin:D) tabi annem hala ama kalk kalk diyo işte diye ısrar ayaklarında. annemin sevmediğim huylarından biri. yanlışını asla kabul etmez. önüne bilimsel sonuçlar koy yok ı ıh annem yine diretir. oof anne oof. bazen çok korkuyorum yaşlanınca ben de öyle olucam diye.

neyse sahilden çıktım çarşıya girdim. vitrinlere bakına bakına ilerliyorum. amanın bi de ne göriyim. çoh güzel bi entari. oy aman amaaan diye bakakaldım. ortalarda da kimseler yokken bisikleti vitrine yanaştırdım öküz gibi baktım durdum. üstelik fiyatı yarıya düşmüş 33 lira alsam alırım. ama öle bizim örfümüz adetimiz kaldırmaz o kıyafeti. böyle şey hayal ettim. bi tekne turundayım bi elimde meyve suyum bi elim konuşmama yardımcı jestlerle hoş bir eda katıyor şuh kahkahalarıma. çüş ne diyorum lan ben :D:D  neyse işte anca öyle bi şey olcak da giycem ama çok beğendim çok hoşuma gitti. acaba alsam mı diye düşünürkene ilerde bi abiye gördüm. huuuv o neydi yareppim çok sade naif şık.. boynundaki inci detayı biraz tadımı kaçırdı ama böle bi  düğün olsa da giyseydim dedim. gerçi amcamın kızı ramazandan 20 gün sora evleniyo. ama düğününde abiye giycek kadar samimi değilim. keşke olsaydım lan. ah yaktı beni bu çekingen içime dönük hallerim. hoof! neyse içimden keşke telefonumu ya da fotoğraf makinamı alsaydım diye geçirirken ilk gördüğüm elbisenin yanına gittim tekrar baktım tekrar ağzımın suyu aktı. sora dedim kendi kendime neden gidip eve almıyorum ki? burda yazımı okuyan dostlarım bana fikir verirler hem evdekilere de sorarım. bu arada dostlarım diyorum ama ben nasıl bir cesaret nasıl bir mantık nasıl bir özgüvense facebook hesabıma bıraktım blog adresimi. belki artık dostum olmayan kişilerde okuyordur. ama şöyle bir şey var o kişinin önce beni merak edip profilime girmesi ordan bilgiler sekmesine tıklayıp sayfayı aşağıya indirmesi ardından internet sayfası kısmında bunu görüp tıklaması ve sabırla okuması lazım. e bunu yapabilmişse helal olsun ona. blogumun kapıları sana daima açıktır sevgili okur.

eve gidiyorum yaldır yaldır. çok eğlenceli bi şey keşfettim. bisikletimin önüne çıkan güvercinlerimin uçuşması çok keyifli geldi bana. sonra ben pislik yapıp onların üzerine sürmeye devam ettim :L çok kötüyüm lan ben. ama çok eğlenceliydi. :D bu arada indirim indirim diyolar hakketen indirim var yani. uzun zamandır çarşıya pazara çıkmadığımdan ötürü farkına varamadım. gerçi bu gün nasipse kot alacağım. aylardır daha zayıflarım ki ben diyerek almıyordum ama baktım şu sıralar kilo almaya başladım hemen alayım da kurtulayım dedim umarım allahm yareppim nolursun beğenirm de alırım. hep şu olur: sadece gezmek bakınmak için çıktığın zaman bi sürü şey beğenirsin ama sıra alış verişe geldiğinde illa herşeyde bi kusur olur. hiç sevmiyorum bu durumu :K gerçi yalovadayken maviden ve livesdan beğendiklerim olmuştu. istediğim basit aslında normal bel normal paça koyu renk böyle lap lacivert  kot pantolon. ama heryerde yok zıkkım olası. gerçi bu gün şart değil serbest insanım ben hani recep ivedik 3te yapıyo ya serbest meslek oooh( ordaki hareket müthiş:D) serbest yani :D tam olarak böyle olduğundan emin değilim ama kastettiğim anlaşılmıştır heralde.

eve gittim aldım telefonumu. fotoğraf makinamı almadım çünkü şarjı yoktu. neyse yaldır yaldır mağzanın önüne gittim. çektim bi güzel. bu arada yorumlarınızı bekliyorum. belki bu gün gider denerim lan. benim öyle piskopatça bi huyum vardır bişeyi çok beğendiysem ama alamıyosam( çok pahalıdır veya giyemiyceğim kadar açıktır veya pek sık giyemeyeceğimdir yani alsam bi anlamı olmazdır) gider denerim abi. aynada bakarım. bi kaç saniye mutlu olurum. sora çıkar giderim. böyle de gerizekalıyım işte :D

pendik uyanmaya başlamıştı artık. otobüs seferleri başlamış sportmen insanlar yürüyüşlerine çıkmışlardı bile. ve özgürlüğümün yavaş yavaş daraldığını hissediyordum. dönmekten başka çarem yoktu. bir zaferden döner gibi yorgun fakat tatminkar bir ruh hali ile evime döndüm. bisikletimi atımı bağlıyormuşcasına bağladım. bu asil havam aynada kendimi görünceye kadar devam etti ne yazıkki saçlarım karmakarışık olmuş perçemlerim geriye meyletmişlerdi. odaya girdim maalesef odam diyemiyorum bu da benim kanayan yaralarımdan biridir. neyse herkez mışıl mışıl uyuyor tabi. fazla vakit kaybetmeden bilgisayarı açtım. ve yazmaya başladım.

sevgili dost, yazılarımın gittikçe uzuyor olması beni korkutuyor. eğer sıkıyorsam bunu içine atma. paylaş..

ve sevgili dost günaydın.

 

bilinç altından gelen diyaloglar

-nen var kuzum? niçin susuyorsun? yoksa  artık sevmiyor musun beni?

-dur yavrum. endişeleniyorum, ikimiz için, naşkımız için.

-endişenlme nekrem. kimse karişamiycak sevdamıza. ucunda ölüm bile olsa senden vazgeçmiyciğim.

-ah, nalan, naşkım, seni seviyorum. hadi kaçalım buralardan

-neriiiye?

-ilk önce küçükçekmecedeki yazlığa gideriz. pasaport işlemleri bitene kadar. sonra ver elini paris londra neriye istersen.

-oouu, nekrem çok mesudum.

-ben de yavrum, ben de